TERÖR EYLEMLERİNDEN KAYNAKLANAN ZARARLARDAN DOLAYI İDARENİN SORUMLULUĞU VE ZARARLARIN TAZMİNİNDE İZLENECEK USUL (ARALIK 2015)

Ülkemiz, özellikle son bir kaç yıldır anayasal düzeni yıkmaya yönelik terör hareketlerine maruz kalmaktadır. Bu eylemlerin, devlet ve toplumda büyük tahribata yol açtığı ve bunun yanında kişilere gerek maddi gerekse manevi açıdan büyük zarar verdiği şüphesizdir. Bu kapsamda özellikle doğu bölgelerinde yaşayan kişilerin uğradıkları maddi ve manevi zararların giderilmesi toplumsal bir ihtiyaç olarak kendini göstermektedir. Zira Anayasamızda yer alan hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak, uğranılan zararların karşılanması yasal bir zorunluluktur. Nitekim bu durum 1982 Anayasası’nın 125. maddesinin son fıkrasında da açıkça belirtilmektedir.

Bunun yanında özel kanun statüsünde olan 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun'un amacı da, salt terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddi zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usullerini içermektedir. Öncelikle belirtilmelidir ki; İdarenin terörden doğan maddi zararları en kısa sürede ve sulh yoluyla karşılaması esas olarak kabul edilmiş ve bu sayede gerek öğretide, gerekse yargı kararlarındaki tartışmaya son verilmesi sağlanmıştır. Nitekim yapılan araştırmalar 1990 yılı öncesinde idarenin terör olaylarından dolayı kişilerin uğranılan zararlarda sadece hizmet kusurunun olduğunu; ancak idarenin bilgisi dışında gerçekleşen terör eylemlerinden ötürü ise kati suretle sorumlu tutulamayacağını belirtmiştir.  Bu durum esasen o dönemki düşünce işleyişinden ortaya çıkmakla birlikte, devletin tek tek toplumda yaşayan bireylere müdahale edilemeyeceğinin de bir göstergesi durumundadır. Uzun yıllar boyunca devam eden bu uygulama Danıştay’ın son yıllarda tanzim ettiği kararlarla ve başta 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun'un 27.07.2004 tarihinde yürürlüğe girmesiyle birlikte sona ermiştir.

Esasen terör eylemlerinden kaynaklanan zararlarda idarenin sorumlu tutulup tutulamayacağı ve tutulması gerekiyorsa eğer söz konusu sorumluluğunun sınırının hangi ölçüde olması gerektiği tartışılması gereken esas noktadır. İdarenin Sorumluluğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasa ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’a dayanmaktadır.

Zira söz konusu Kanun’da İdarenin terörden doğan maddi zararları en kısa sürede ve sulh yoluyla karşılaması esası kabul edilmiş, böylelikle öğreti ve yargı kararlarındaki tartışmaya ise büyük ölçüde son verilmiştir. Buna göre uygulanması gereken usul ise şu şekilde kısaca açıklanabilecektir:

  • Terör eylemleri nedeniyle maddi zarara uğrayan herkes, zararın tazminini olayın gerçekleştiği ilin valiliğine yapacağı başvuru ile isteyebilmektedir.
  • Burada ön koşul yazılı bir şekilde(dilekçe ile)her türlü bilgi ve belge ek yapılarak başvuruda bulunulmasıdır.
  • Konu hakkında hak düşürücü süre; zararın öğrenilmesinden itibaren altmış gün, her halükarda ise olayın meydana gelmesinden itibaren 1 yıldır.
  • Yasal süresi içerisinde yapılan başvuru üzerine illerde bir Komisyon kurulmaktadır. Ancak bu komisyon Doğu’da zaten sürekli faaliyet halindedir.
  • Kurulan Komisyon,kararını 6 ay içerisinde vermekle birlikte sadece zorunlu hallerde, bu sürenin Vali tarafından üç ay daha uzatılabileceği hüküm altına alınmıştır.
  • Komisyon, 1 başkan ve 6 üyeden oluşmakta, salt çoğunlukla toplanıp yine salt çoğunlukla kararını vermektedir.
  • İçişleri Bakanlığı ve ilgili Komisyonların politikası genel olarak konunun idari herhangi bir davaya yansıtılmadan, sulh olunarak hallolması yönünde olsa da bu durum her zaman mümkün olamayabilmektedir.
  • Komisyon tarafından yapılan inceleme uyarınca, ilgili terör eyleminden dolayı başvuruda bulunan kişiye herhangi bir zararın doğduğuna kanaat getirilirse; takdir edilen tazminat bedelini içerir bir sulhname hak sahibine gönderilmektedir.
  • Sulhnamenin ise 30 gün içerisinde imzalanmaması halinde; zarara uğrayan kişilerin tam yargı davası açma hakkı mevcut olmakla birlikte, bu durumda ilgili davanın açılacağı yer; zararın meydana geldiği yerdeki yerel mahkeme olacaktır.
  • Ancak İYUK uyarınca tam yargı davasının açılmasında ön koşul idari başvuru yollarının tüketilmesi olduğundan, Komisyon aşamasından geçilmeden ilgili İdari davanın açılabilmesi mümkün değildir.

Sonuç olarak, terör eylemlerinden kaynaklanan maddi zararların tazmininin dava yoluyla değil de, sulh yoluyla çözülmesinin amaçlandığını ve bu faaliyetler ile esasen ülkemizde egemen olan anayasal düzenin yıkılması ile kamu düzeninin bozulmasının hedef gösterildiğini belirtiriz.