ANONİM ŞİRKETLERDE YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN HUKUKİ SORUMLULUĞU (MAYIS 2016)

TTK’nın 369. maddesi uyarınca, görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmekle ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kuralları çerçevesinde gözetmekle yükümlü olan yönetim kurulu (“YK”) üyelerinin hukuki sorumluluğu, TTK’nın 549 ve devamı hükümlerinde düzenlenmiştir. Anılan hükümler, incelemenin kolaylığı açısından, özel sorumluluk halleri ve genel sorumluluk halleri olmak üzere ikili bir ayrımla değerlendirilebilir. Bu çerçevede sorumlu olanların sıfatlarına göre değil; sorumluluğu gerektiren belli özel durumlar dikkate alınarak düzenlenen özel sorumluluk halleri; TTK’nın 549. maddesinde düzenlenen “belgelerin ve beyanların kanuna aykırı olması”, TTK’nın 550. maddesinde düzenlenen, “sermaye hakkında yanlış beyanlarda bulunulması ve ödeme yetersizliğinin bilinmesi”, TTK’nın 551. maddesinde düzenlenen “değer biçilmesinde yolsuzluk yapılması”, TTK’nın 552. maddesinde düzenlenen “halktan para toplanması” durumlarında doğan sorumluluk halleridir.

Genel sorumluluk hali olarak ise, TTK’nın 553. maddesinde, YK üyelerinin, kanundan veya ana sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal etmeleri halinde şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı verilen zarardan sorumlu olacakları düzenleme altına alınmıştır. Şu halde anılan madde ışığında, YK üyelerinin sorumluluğunun doğabilmesi için her şeyden önce kanun veya ana sözleşmeden doğan yükümlülüklerin ihlali gerekir.

Anonim şirketlerde, YK üyelerinin sorumluluğunun doğabilmesi için YK üyesinin kusurunun bulunması da zorunludur. Anılan maddede düzenlenen sorumluluk bir  kusur sorumluluğudur. Buna göre, YK üyeleri tarafından kanundan veya ana sözleşmeden doğan yükümlülükler kusurlu olarak ihlal edilmedikçe sorumluluk doğmayacaktır. Bu noktada kusurun varlığını ispat yükü, kusurun varlığını iddia eden davacıya düşmektedir. Her ne kadar YK üyeleri ile Şirket arasındaki ilişkinin, vekalet akdine dayanan bir hukuki ilişki olması ve TBK’nın 112. maddesi uyarınca, bu durumda YK üyelerinin kusursuzluğunu ispat yükü altında olduğu ileri sürülebilirse de; 6335 sayılı Kanun’un 27. maddesi ile değiştirilen TTK’nın 553 maddesi ile YK üyeleri bu ispat yükünden kurtarılmıştır.

Anonim şirket YK üyesinin kusurunun varlığının nasıl tayin edileceği noktasında TTK’nın 553. maddesinin 2. ve 3. fıkrası gündeme gelir. Buna göre, hiç bir YK üyesi, kontrolü dışında kalan ana sözleşme veya kanun ihlalleri sebebiyle sorumlu tutulamaz. Şu halde, hukuka aykırı fiil veya işlemden doğan sorumluluğun, YK üyesinin kusurundan kaynaklandığının iddia edilebilmesi için, bu fiil veya işlemin YK üyesinin kontrolünde doğması zorunludur. Öyle ki, YK üyeleri, kontrolü dışındaki ihlallerden, gözetim ve özen yükümünün bulunduğu gerekçesiyle dahi sorumlu tutulamaz. YK üyesinin, kanundan veya ana sözleşmeden doğan görev ve yetkilerini devretmesi halinde ise sorumluluğu, “görevin veya yetkinin devredildiği kişinin seçiminde makul derecede özen göstermek” ile sınırlıdır.

Birden çok YK üyesinin birlikte sorumlu olması halinde ise farklılaştırılmış teselsül ilkesi uygulama alanı bulur. Bu durumda davacı, davasını TTK’nın 557. maddesinin 1. fıkrasına göre her bir YK üyesinin kusuruna ve durumun gereklerine göre ödemesi gerekli tazminat miktarını esas alarak açabileceği gibi TTK’nın 557. maddesinin 2. fıkrasına göre YK üyelerinin tamamına, zararın tamamı için de dava açabilecektir. İkinci ihtimalde, her bir YK üyesinin tazminat borcunun ne olduğunun takdiri hâkime bırakılmış olacağından; hâkim TTK’nın 557. maddesinin 3. fıkrasına göre her bir YK üyesi için sorumluluk oranını saptayarak hüküm kuracaktır.

YK üyesi, kural olarak şirkete ve pay sahiplerine karşı sorumludur. Bu nedenle, tazminatın şirkete ödenmesini talep etmeleri şartıyla pay sahipleri ve şirket, TTK’nın 553 ve devamı hükümleri ışığında YK üyelerine karşı sorumluluk davası açarak tazminat talep edebilirler. İstisnaen zarara uğrayan şirketin iflası halinde, şirket alacaklıları da sorumluluk davası açabilir. Ancak alacaklıların bu talepleri öncelikle iflas idaresince ileri sürülmeli; iflas idaresi dava açmadığında alacaklılar dava açmalıdır (TTK 556 m.).

Uygulamada sık karşılaşılan bir dava türü olmadığından yeterli inceleme yapılmaksızın ve delil durumu değerlendirilmeksizin dava yoluna başvurulmamalıdır.