6728 SAYILI KANUNLA “ÇEK KANUNUNDA SİL BAŞTAN” (AĞUSTOS 2016)

 “YATIRIM ORTAMININ İYİLEŞTİRİLMESİ AMACIYLA BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN”’un 09.08.2016 tarihinde 29796 Sayılı Resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmesi ile 2012 yılında 5941 sayılı Çek Kanunu’na 6273 sayılı kanun ile getirilen düzenlemenin ortadan kaldırılması söz konusudur. Bu kanunla beraber 2012 yılındaki düzenlemeden vazgeçilerek, kanun çerçevesinde karşılıksız çek keşide edenlere hapis cezasının yolu tekrar açılmış bulunmaktadır. Bu kanun ile getirilen düzenlemenin tipik bir ceza normu haline geldiğini, bu maddenin üçüncü fıkrasında yer alan “sorumluluk ile idarî yaptırım sorumluluğu” ibaresinin “ve cezai sorumluluk” şeklinde değiştirilmiş olmasından anlıyoruz.  

Buna göre kanunun 5 inci maddesinin madde başlığı “Ceza sorumluluğu, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı” şeklinde değiştirilmiştir. Ayrıca cezai yaptırım olarak her bir çek yaprağı bakımından ayrı ayrı uygulanmak üzere üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin şikâyeti üzerine, her bir çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adli para cezasına hükmolunması söz konusu olacaktır.

Bu adli para cezası; çek bedelinin karşılıksız kalan miktarı, çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticari işlerde temerrüt faizi oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve yargılama gideri toplamından az olamayacaktır.

Uygulamada çek suçlarının araştırılması ve takibi bakımından Cumhuriyet Savcılarının görevi ortadan kaldırılarak, doğrudan “icra mahkemesine şikâyette” getirilmiş bulunmaktadır. Yapılacak yargılama safhasında mahkeme ayrıca, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına; bu yasağın bulunması hâlinde, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının devamına hükmedecektir. Yargılama sırasında da resen mahkeme tarafından koruma tedbiri olarak çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına karar verilmesi de mümkün hale gelmiştir.

Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı, çek hesabı sahibi gerçek veya tüzel kişi, bu tüzel kişi adına çek keşide edenler ve karşılıksız çekin bir sermaye şirketi adına düzenlenmesi durumunda ayrıca yönetim organı ile ticaret siciline tescil edilen şirket yetkilileri hakkında uygulanacaktır.  

Burada cezalandırılması söz konusu olan şahıs, çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişi, yani çek hesabı sahibidir. Çek hesabı sahibinin tüzel kişi olması halinde, bu tüzel kişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir belirleme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişiler, çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü sayılmaktadır. Birinci fıkra uyarınca hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilenler, yasaklılıkları süresince sermaye şirketlerinin yönetim organlarında görev alamayacaktır. Bu şekilde birden fazla şirket kurarak, çek keşide etme yasağının delinmesinin önüne geçilmiştir. 

Yukarıda anlatılan suç nedeniyle, ön ödeme, uzlaşma ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümler uygulanması hiçbir şekilde söz konusu olmayacaktır. Belirtilen fıkra uyarınca verilen adli para cezalarının ödenmemesi durumunda, bu ceza, 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 106 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan kamuya yararlı bir işte çalıştırma kararı verilmeksizin doğrudan hapis cezasına çevrilecektir.

Ancak karşılıksız kalan çek bedelinin, çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticarî işlerde temerrüt faiz oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte tamamen ödeyen kişi hakkında,

a) Yargılama aşamasında mahkeme tarafından davanın düşmesine,

b) Mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesinden sonra mahkeme tarafından hükmün bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına,

karar verilebilmesi mümkün hale getirilmiştir.

Ayrıca sanık hakkında şikâyetten vazgeçme hâlinde de davanın düşmesi söz konusu olacaktır.

Bir önceki Kanun olan 6273 sayılı Kanun ile getirilen değişiklik “Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı” şeklinde öngörülmüş olan idari yaptırım cezası, bu sefer 6278 sayılı Kanunla sil baştan cezai sorumluluğa yol açmaktadır. Değişiklikle beraber Kanundaki “hukukî ve cezaî sorumluluk” ibaresi kaldırılarak “Ceza sorumluluğu, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı şeklinde yeni bir ifade yerini almıştır. 
 

Bu değişiklikle beraber halihazırda ödeme güçlüğü içerisinde bulunan çek keşidecisinin durumu ne olacaktır? Bunu iki kısımda incelemek gerekir;

Kanun’un yayım tarihinden ÖNCE keşide edildiği (piyasaya verildiği) ispat edilen çekler bakımından söz konusu kanunun yaptırımlarının uygulanması mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla ileri tarihli olarak keşide edilmiş olan çeklerin, lehtarına tevdi belgeleri veya kanun yürürlüğü öncesinde keşide edildiğinin yazılı delille ispatı durumunda, yukarıda belirtilen cezai yaptırım uygulanamayacaktır.     

Kanunun yayım tarihinden SONRAKİ keşide tarihini taşıyan ancak (piyasaya kanunun yayımından önce verildiği) ispat EDİLEMEYEN ÇEKLER bakımından ise böyle bir durum söz konusu olmayacak ve sanki çekler ilgili değişiklik kanunu yürürlüğünde keşide edilmişçesine ceza tesisi söz konusu olacaktır. Örneğin; 01.08.2016 tarihinde (kanunun yayım ve yürürlüğünden önce) lehtarına teslim edilmiş olmasına rağmen çeke keşide tarihi olarak 01.12.2016 tarihi (kanunun yayım ve yürürlüğünden sonraki bir başka tarih) atılmış olsun. Bu durumda, ilgili çekin, lehtarına verilme tarihinin kanunun yayımlanmasından önceki herhangi bir tarih olduğunun ispat edilmesi halinde, herhangi bir ceza tesisi olmayacaktır. Ancak böyle bir ispat söz konusu değilse, çek üzerindeki keşide tarihine itibar edilecek ve ceza tesisi mümkün olacaktır.

Sonuç olarak, yapılan değişikliklerle beraber ne Ceza Hukuku Genel İlkeleri, ne Avrupa Birliği düzenlemeleri ne de İnsan Hakları Hukuku bakımından kabul görmesi mümkün olmayan para borcuna karşılık hürriyeti bağlayıcı ceza verilmesi şeklindeki uygulamanın 4 sene sonra TEKRAR mevzuatımıza döndüğünü ve çek kanunun sil baştan uygulamasının değiştiğini görüyoruz.  

Ülkemizde çekin kullanım alışkanlığı göz önünde bulundurulduğunda, bir önceki yasal düzenlemenin beraberinde birtakım yeni sorunlar getireceğine ilişkin 2012 tarihli yazımızdan 4 yıl sonra gelinen noktada uygulamanın sil baştan yapılması her ne kadar çeklerin tekrar itibar kazanması bakımından olumlu bir gelişmeyse de, yeni düzenlemenin hangi tarihte keşide edilmiş ve/veya hangi unsurları ihtiva eden çekler bakımından uygulanacağının belirtilmemiş olması aynı şekilde yeni ve vahim sonuçlar doğurmaya açıktır. Zira getirilen hapis cezasının uygulamasına dahil edilecek çeklerin belirlenmemiş olması, şüphesiz ki bir dizi hapis cezası almış çek keşidecisi yeni mağdur yaratacaktır.