SINAİ MÜLKİYET KANUNU VE MARKA HUKUKUNDA YENİ DÖNEM (ŞUBAT 2017)

Türkiye’de 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun yayımlanarak yürürlüğe girmesiyle, 27.06.1995 tarihinde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler yürürlükten kaldırılmıştır. Yeni yürürlüğe giren Sınai Mülkiyet Kanunu; marka, coğrafi işaret, tasarım, patent, faydalı model ve geleneksel ürün adlarına ilişkin başvuruları, tescili, tescil sonrası işlemleri ile bu tür hakların ihlaline dair hukuki ve cezai yaptırımları düzenlemektedir.  

Türkiye’deki sınai mülkiyet haklarına ilişkin düzenlemeleri bir araya toplayan Sınai Mülkiyet Kanunu, bu hakların tahsisine ilişkin düzenleyici işlem yapan “Türk Patent Enstitüsü”nün ismini “Türk Patent ve Marka Kurumu”(TPMK) olarak değiştirmiştir. Sınai Mülkiyet Kanunu ile birlikte, Türkiye’deki fikri mülkiyet haklarından doğan uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin Fikri ve Sınai Haklar Hukuk ve Ceza Mahkemeleri olduğu açık bir biçimde belirtilmiştir. Böylelikle mahkemeler arasındaki görev uyuşmazlıkları daha net bir biçimde çözümlenecektir.  

Sınai Mülkiyet Kanunu’nun marka ile ilgili düzenlemeleri arasında marka olabilecek işaretlerin tanımı daha geniş ve kapsayıcı bir biçimde yapılmıştır. Markanın tescili bakımından, mutlak red nedenleri arasına “herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler” ile “tescilli coğrafi işaretten oluşan ya da tescilli coğrafi işaret içeren işaretler” eklenmiştir. Tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvurularının aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından reddi itiraza bağlı(nisbi red nedeni) hale getirilmiştir.  

Kanun ile birlikte, marka tescilinden doğan hakların kullanılması ticaret alanıyla sınırlandırılsa da, markayı içeren malların gümrüğe girmesinden daha geniş bir olgu olan ithalat ve ihracat yapılması yasaklamanın tanımında yer almıştır. Marka olan işaretin ticaret ünvanı ya da işletme adı olarak kullanımının ve karşılaştırmalı reklamlarda yer almasının yasaklandığı açıkça belirtilmiştir. Markanın aksesuar, yedek parça ve eşdeğer parça ürünlerinde kullanımının marka sahibi tarafından yasaklanamayacağı belirtilmiştir. Markayı taşıyan malın ithalatı, markanın kullanımı sayılan hallerden çıkarılmıştır.  

Sınai Mülkiyet Kanunu, markadan doğan hakların yanı sıra markanın tesciline ilişkin işlemlerde de düzenlemeler yapmıştır. Marka başvurularının bültende yayımlanmasından itibaren üç ay olan itiraz süresi iki aya indirilmiştir. İtiraz edenden itirazına dayanak olarak sunduğu markasının kullanımına ilişkin belgeler sunması, sunamıyorsa nedenini belirtmesi istenmiştir. Yayıma itiraz herkes tarafından yapılabilirken; TPMK kararlarına itiraz edebilmek için karardan zarar görülmesi şartı getirilmiştir. Markaların yenileme sürelerinin artık koruma süresinin sona erdiği tarihten önceki altı ay içinde(takvim ayının sonundan değil) başlayacağı düzenlenmişse de bu düzenleme 10.01.2018 tarihinde yürürlüğe girecektir.  

Kanunla birlikte, marka hakkının sona erdiği hallerden biri olan iptal talebinin TPMK tarafından karara bağlanacağı belirtilmiştir. Ancak kanunda yer alan geçici maddeyle, bu durumun 10.01.2024 tarihinden sonra yürürlüğe gireceği düzenlenmiştir. Açılacak davalarda mahkeme kararının kesinleşmedikçe icra edilemeyeceği de açıkça kanunda yer almıştır.  

Açıklamış olduğumuz farklılıklar haricinde, Marka Hukukuyla ilgili düzenlemeler, Sınai Mülkiyet Kanunu’ndan önce yürürlükte bulunan 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameyle aynıdır.  

Uluslararası anlaşmalara uyum sağlamak için kararnameler ile düzenlenen sınai mülkiyet hakları, 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe girmesiyle daha sağlam temellere oturmuştur. Her ne kadar kanun hükmünde kararnamelerin tekrarı gibi görünen bir düzenleme yapılmışsa da, kişilik haklarına ilişkin bir alanın kanunlaştırıldığı gerçeği göz ardı edilmemelidir. Böylelikle usulden kaynaklanan uyuşmazlıklara ve hak ihlallerine yargı makamları rahatlıkla dur diyebilecektir. Kanunun sağladığı yeni ve detaylı uygulamaların, mahkemelere yansıması takip eden süreçte olacağından, yapılan değişikliklerin uygulamada yaratacağı etkinin iki seneden önce gözlemlenemeyeceğini dikkatinize sunarız.