TAŞINIR SATIŞINDA AYIP BİLDİRİMİ
Satış sözleşmesinde, alıcının ayıpla karşılaşması durumunda, uyması gereken şekli kurallar vardır. Ayıp bildirimine ilişkin düzenleme 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”) 223. maddesinde yapılmıştır. Anılan düzenlemede ayıp bildirimi konusunda herhangi bir şart öngörülmemiştir. Bu bağlamda, taraflar arasında ayıp bildiriminin belirli bir şekilde yapılmasının kararlaştırılmadığı ve ticari bir teamülün bulunmadığı hâllerde, ayıp bildirimi yazılı veya sözlü yapılabilir. Diğer deyişle, ayıp bildirimi herhangi bir şekle tabi değildir.
TBK kapsamında kalan satış sözleşmelerinde bildirim külfetinin şekle tabi olmadığı konusunda şüphe yoktur. Ancak 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) 18. maddesinin 3. fıkrasında temerrüt, sözleşmenin feshi, sözleşmeden dönme konularında tacirler arasında yapılacak olan ihbarların veya ihtarların noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak elektronik posta sistemiyle yapılması gerektiği öngörülmüştür.
Her ne kadar tacirler arasındaki ihbar ve ihtarların belirli şekillerde yapılacağı öngörülmüşse de bu ihbar ve ihtarlar temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe ve sözleşmeden dönmeye yönelik olanlarla sınırlandırılmıştır. Dolayısıyla sayılan ihbar ve ihtarlar kapsamında kalmayan ayıp bildiriminin yapılması, TTK’da öngörülen şekillere bağlı değildir.
Bu noktada 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) 200. maddesinin 1. fıkrasında yer alan senetle ispat zorunluluğuna da değinmek gerekir. Düzenlemeden anlaşılacağı üzere senetle ispat zorunluluğu hukuki işlemlerle sınırlandırılmıştır. Ancak ayıp bildirimi bir hukuki işlem değildir, bir tür bilgi iletimidir. Bu nedenle HMK’nın 200. maddesinin 1. fıkrasının uygulama kapsamında kalmaz, bildirim külfetinin yerine getirildiği tanık da dahil olmak üzere her türlü delille ispat edilebilir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi tarafından verilen kararlarda TTK’nın 18. maddesinin 3. fıkrasının ayıp bildirimi için uygulama alanı bulamayacağı ifade edilmektedir. Yargıtay tarafından verilmiş olan E. 2020/4077, K. 2021/3351, 06.04.2021 tarihli kararda yer alan;
“…Mahkemece tacirler arasında ayıp ihbarının TTK’nın 18/3 maddesine göre yapılacağı, davalının süresi içerisinde ve usulüne uygun olarak ayıp ihbarında bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de TTK m. 18/3’teki tacirler arasında bildirim usulleri geçerlilik değil ispat şartıdır. Kaldı ki ayıp ihbarı TTK 18. maddesinde sayılan işlemlerden değildir…”
şeklindeki gerekçeyle bu husus açıkça ortaya konulmuştur.
Yargıtay, ayıp bildiriminde herhangi bir şekil de aramamakta, karşı tarafın ayıptan haberdar edilmesini bildirim külfetinin yerine getirilmesi için yeterli görmektedir. Bu doğrultuda e-posta ile yapılmış olan bildirimleri kabul etmektedir. Nitekim Yargıtay vermiş olduğu E. 2023/1377, K. 2024/3690, 08.05.2024 tarihli kararıyla;
“…dosyaya sunulan e-posta yazışmaları ile davacı tarafın 25.07.2018 tarihinde satın aldığı araçta bulunan gizli ayıbı, yasal 8 günlük süre içinde 02.08.2018 tarihinde davalı tarafa ihbar ettiği…”
belirtilen gerekçeyle verilmiş olan Bölge Adliye Mahkemesi kararını onamıştır. Benzer şekilde whatsapp mesajı yoluyla yapılmış olan bildirimler de bildirim külfetinin yerine getirilmesinde yeterli görülmüştür. Nitekim bir uyuşmazlıkta, İlk Derece Mahkemesi tarafından ayıp ihbarının süresinde ve usulüne uygun olarak yapılmadığından bahisle davanın kabulüne karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından ayıp ihbarının yazılı yapılması gerektiği, whatsapp yazışmalarının belge ya da delil başlangıcı olarak kabul edilemeyeceği belirtilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Temyiz başvurusu üzerine Yargıtay tarafından E. 2023/4666, K. 2024/6256, 11.09.2024 tarihinde verilen kararda yer alan;
“…Her ne kadar Mahkemece ve Bölge Adliye Mahkemesince, davalı tarafından sunulan WhatsApp yazışmaları delil olarak kabul edilmemişse de; söz konusu yazışmalarda adı geçen Çağdaş isimli kişinin davacı şirket yetkilisi olduğu, 8 Ağustos 2018 tarihli yazışma içeriğinde ‘son gelen silikonlarda problem olduğunun’ belirtildiği ve ürüne ait lot fotoğrafının da gönderildiğinin anlaşıldığı, buna göre söz konusu mallar yönünden ayıp ihbarı yapıldığı kabul edilerek yazışma içeriği mallar yönünden inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış...”
şeklindeki açıklamayla WhatsApp mesajlaşmaları yoluyla ayıp ihbarının yapıldığı ve uyuşmazlık konusu malların incelenmesi gerektiği ifade edilmiştir.
Yargıtay tarafından tanıkla ispat dahi kabul edilmektedir. Bir uyuşmazlıkta ilk derece mahkemesi tarafından;
“...dinlenen tanık beyanları ile ayıp ihbarının süresi içerisinde yapıldığı...”
gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından ayıp ihbarının süresinde yapıldığı belirtilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, Yargıtay da E. 2024/743, K. 2024/8848, 10.12.2024 tarihli kararıyla Bölge Adliye Mahkemesi kararını onamıştır.
Tacirler arasındaki satış sözleşmesinde ayıp bildirimi e-posta, WhatsApp mesajlaşmaları ve hatta tanıkla dahi ispat edilebilir. Ancak ticari mahkeme süreçlerinin çok uzun olduğu dikkate alındığında, bu tip usul tartışmalarına girmemek adına, ispat kolaylığı olması açısından noter vasıtasıyla ihtarname gönderilmesi uygun olacaktır.